Premier Lig'e Son Anda Tutunanlar

Geçmiş sezonlardan akılda kalanlar genelde şampiyonlar, şampiyonluk yarışları veya kupa finalleridir ancak madalyonun bir de öteki yüzü var; alt sıralar. Premier Lig, son haftaya kadar süren şampiyonluk mücadelelerinin yanı sıra nefes kesen ligde kalma hikâyelerini de bünyesinde barındırıyor.

Gelin, bu unutulmaz ligde kalma mücadelelerini ve zoru başararak lige tutunan takımları birlikte hatırlayalım.

West Bromwich Albion (2004/05)

Genellikle son haftaya girilirken en azından bir veya iki takımın ligden düşmesinin kesinleşmiş olması beklenir ancak 2004/05 sezonu bu bakımdan biraz sıra dışı bir sezondu.


Son hafta öncesi ligden düşen tek bir takımın bile belli olmadığı ilk Premier Lig sezonu olmasıyla dikkat çeken 2004/05 sezonunda, ligin son dört sırasındaki West Bromwich Albion, Crystal Palace, Norwich City ve Southampton ligde kalma umutlarını son haftaya taşıyan takımlardı.

İlk 12 haftada tek galibiyet alabilen West Bromwich’te yönetim, takımı önceki sezon Championship’ten Premier Lig’e çıkaran Gary Megson ile yollarını ayırırken teknik direktörlük koltuğunu Bryan Robson’a teslim etti. İşin ilginç tarafı, Bryan Robson da takımının başında ilk galibiyetini almak için 12 hafta bekleyecekti.

Robson yönetimindeki ilk zaferin ardından gelen 3 galibiyet ve 6 beraberlikle sezonun geride kalan bölümüne göre iyi sonuçlar alan West Bromwich, yine de son haftaya lig sonuncusu olarak girmekten kurtulamadı.

Son haftaya gelindiğinde, çekiştiği üç rakibinden herhangi birinin galibiyet alması halinde bile West Bromwich, Championship’in yolunu tutacaktı.

Son maç gününde Southampton, Manchester United’a; Norwich ise Fulham’a kaybetti. Bir diğer düşme adayı Crystal Palace, önde götürdüğü maçta son dakikalarda yediği golle Charlton Athletic ile berabere kaldı.


Artık West Bromwich’in ihtiyacı olan tek şey yalnızca bir galibiyetti. The Hawthorns’ta, kendi taraftarlarının önünde, ligde kalması kesinleşen Portsmouth’u ağırladılar. Kieran Richardson ve Geoff Horsefield’ın golleriyle rakibini 2-0 mağlup eden West Bromwich Albion, ligin karar haftasında istediğini alan tek düşme adayı oldu ve Premier Lig’de kalmayı başardı.

West Ham (2006/07)

Premier Lig’e döndükten sonraki ilk sezonları olan 2005/06 sezonunda ligi Alan Pardew yönetiminde 9. sırada rahat bir konumda tamamlayan West Ham, 2006/07 sezonuna kâbus gibi başladı. 

Ligin ortalarına yaklaşırken kötü gidişat devam etti ve Kasım ayında kulüple ilgili bir başka gelişme yaşandı: İzlandalı iş adamı Eggert Magnusson, kulübü satın aldı. 

Magnusson’un zaman kaybetmeden yaptığı ilk iş, Alan Pardew’in yerine Alan Curbishley’yi getirmek oldu. İlk maçına Upton Park’ta Manchester United karşısında çıkan Curbishley, maçtan 1-0’lık galibiyetle ayrılsa da sonraki 11 maçta aldığı 8 mağlubiyet ve 3 beraberlik, West Ham’ın ligde kalma şansını bir hayli zora soktu.

30. haftaya girilirken ligde son sırada bulunan West Ham’ın 17. sıradaki Manchester City ile arasındaki puan farkı 10’du ve küçük çaplı bir mucizeye ihtiyaçları vardı.

Son haftalara değinmeden önce, sezon başında Corinthians’tan olaylı bir şekilde takıma transfer edilen iki isimden bahsetmek gerekiyor: Javier Mascherano ve Carlos Tevez. Büyük umutlarla takıma katılan bu ikiliden Javier Mascherano sezonun büyük bölümünde forma giyemezken, bir önceki yıl Corinthians’taki etkileyici performansıyla dikkat çeken Carlos Tevez de Mart ayına gelindiğinde ligde henüz golle tanışamamıştı. 


Tevez, Mart’ın ilk haftasında oynanan Tottenham maçında nihayet Premier Lig’deki ilk golünü kaydetmeyi başardı ancak West Ham, iki kez öne geçtiği bu karşılaşmayı son iki dakikada yediği iki golle dramatik bir şekilde kaybetti. Bu mağlubiyet her ne kadar sarsıcı olsa da lig henüz bitmemişti ve West Ham ayağa kalkıp mücadelesine devam etme kararlılığını gösterecekti. Sonraki 8 haftada 6 galibiyet aldılar ki bunların belki de en kritiği sondan üçüncü haftada direkt rakipleri Wigan’a karşı deplasmanda aldıkları galibiyetti. 

Son haftada, kümede kalmak için beraberliğin kendilerine yeteceği karşılaşmada ise lig şampiyonluğunu garantilemiş Manchester United’ı Old Trafford’da Tevez’in golüyle 1-0 mağlup ettiler ve ligde kalmayı başardılar.


Son 9 maçlık periyotta 7 gol ve 4 asist ile takımını sırtlayan ve ligde tutan Carlos Tevez ise tek sezonluk West Ham macerasını iyi hatıralarla tamamlayıp Manchester United’ın yolunu tuttu.

Everton (1993/94)

Liverpool şehrindeki yerel rekabetin mavi tarafı Everton, Premier Lig’den hiç düşmedi ancak ikisi 80’lerde olmak üzere toplamda dokuz lig şampiyonluğu bulunan kulüp için 1993/94 sezonu oldukça sıkıntılı geçti. 

Hem futbolculuk döneminde hem de menajer olarak Everton’da şampiyonluklar yaşamış, kulübün efsane isimlerinden Howard Kendall ile başlanan sezonda bir türlü istenen sonuçlar gelmiyordu. Hayal kırıklığı ile devam eden sezona, Aralık ayında oynanan 7 maçta alınan 6 yenilgi de eklenince ayrılık kaçınılmaz oldu ve Kendall ile yollar ayrıldı. Kendall’ın bu sezonla ilgili hatırlayacağı belki de tek güzel şey, ezeli rakipleri Liverpool’u mağlup ettikleri lig maçı olacaktı. 


Kendall’ın yerine getirilen Mike Walker’dan beklentiler büyüktü. Walker, önceki sezon Norwich City ile Premier Lig’i üçüncü sırada bitirerek Norwich tarihine geçmiş ve bu başarısı ile ülkede büyük yankı uyandırmıştı. 

Everton’ı yeniden ayağa kaldıracak kişinin Walker olacağına dair iyimser bir hava vardı. Büyük umutlarla başlayan Walker döneminde birkaç galibiyet alınsa da bu, alt sıralardan uzaklaşmak için yeterli olmadı. 

Everton, topladığı 41 puanla 22 takımlı ligin son haftasına 20. sırada girdi. Hemen üzerinde ise 42 puanlı üç takım; Ipswich Town, Sheffield United ve Southampton bulunuyordu. 

Sezonun son haftasında nefes kesen bir mücadele yaşandı. Everton, Goodison Park’ta konuk ettiği Wimbledon karşısında ilk 20 dakikada 2-0 geriye düştü. Aynı dakikalarda ise Sheffield United, Chelsea deplasmanında 1-0 öne geçti. Graham Stuart ilk yarı bitmeden skoru 2-1’e getirdi ancak bu yeterli değildi. İlk yarılar sonundaki skorlarla Everton küme düşüyordu. 

Chelsea’nin Sheffield karşısında beraberlik golünün gelmesinden birkaç dakika sonra Sheffield yeniden öne geçti. Diğer adaylardan Ipswich ve Southampton maçlarını beraberlikle tamamlayacakları için Everton’ın maçı kazanmaktan başka çaresi yoktu. 

67’de Barry Horne’un ceza sahası dışından yaptığı muhteşem vuruşla beraberliği yakaladılar. 81’de ise yine ceza sahası dışından bu kez Graham Stuart, biraz şansının yardımı biraz da kalecinin hatasıyla takımını 3-2 öne geçirdi ve son düdükle birlikte Everton, Premier Lig’e tutunmuş oldu. 


Üzülen taraf ise iki kez öne geçtiği maçta 90. dakikada yediği golle mağlup olan ve ligden düşen Sheffield United’dı. 

Peki, büyük beklentilerle göreve getirilen Mike Walker’ın Everton’daki geleceği ne olacaktı? Walker, sonraki sezon Everton tarihinin en kötü sezon başlangıcına imza atacak ve 10 aylık Everton kariyerinde aldığı 6 galibiyetle, bu anlamda en kötü dereceye sahip menajerlerden biri olarak kulüp tarihine geçecekti.

Fulham (2007/08)

Arsenal deplasmanında henüz ilk dakika dolmadan Healy ile bulduğu golle sezona rüya gibi bir başlangıç yapan Fulham, maçı son dakikalarda yediği iki golle 2-1 kaybederken bu onlar için sezon içinde sıkça tekrar edecek bir senaryonun da habercisiydi. 

Kasım ayına kadar oynadığı 11 lig maçının 5’inde öne geçmesine rağmen bu maçların hiçbirinden galibiyet çıkaramayan Fulham, bu istatistiğe 12. haftada 3-1 mağlup ettiği Reading karşısında son verdi.  Ancak 18 haftada alınan 2 galibiyet ve 8 beraberlikle düşme hattının bir basamak üstünde yer almalarının sonucu olarak teknik direktör Lawrie Sanchez ile yollar ayrıldı. 

Yerine getirilen isim ise İngiltere’de en son 1997/98 sezonunda Blackburn Rovers’ı çalıştırdıktan sonra farklı bir kariyer yolu çizerek rotayı İskandinavya’ya çeviren ve son olarak da Finlandiya milli takımını çalıştıran Roy Hudgson oldu. Yıllar sonra adaya dönen Hudgson için işleri yoluna koymak kolay olmadı. Göreve geldikten sonraki 10 haftalık dönemde yalnızca 1 galibiyet ve 2 beraberlik alabilen Fulham, 30. haftaya girerken düşme hattının hemen üzerinde bulunan 17. sıradaki Birmingham City’nin 6 puan gerisindeydi.

30. haftada, Şampiyonlar Ligi’ne katılma mücadelesinde Liverpool ile çekişen Everton’ı yenerek çok değerli bir 3 puan aldılar ancak devamını getiremediler. Sonraki üç haftada oynadıkları Newcastle, Derby County ve Sunderland maçlarından toplam 1 puan çıkarabilmeleri, 33. hafta sonunda 17. sıra ile aralarındaki puan farkının yine 6 olarak kalmasına neden oldu. Kalan beş haftada Fulham’ın hata yapma şansı kalmamıştı.

Önce 34. haftada Reading ile deplasmanda karşılaştılar. Simon Davies’in altı pasa çıkardığı topu tamamlayan 35 yaşındaki Birleşik Amerikalı Brian McBride ile ilk yarıda 1-0 öne geçtiler. Maçın tek hakimi olan Fulham, üç topunun direkten döndüğü karşılaşmaya yine Davies’in hazırladığı pozisyonda Erik Nevland ile noktayı koydu ve 2-0’lık skorla 3 puanı hanesine yazdırdı.

İyi oyun ve galibiyetin sevinci ise fazla sürmedi. Sonraki hafta Craven Cottage’da ağırladıkları Liverpool’a direnemeyip kaybettiler. Fulham’ın önünde artık 3 maç, alınabilecek 9 puan, geçmesi gereken 2 takım ve kapatması gereken 5 puanlık fark vardı.



36. hafta, ligde kalma savaşı veren takımlar için sezonun seyrini değiştiren bir hafta olacaktı. Manchester City’ye konuk olan Fulham, ilk yarıyı 2-0 geride kapattığında kendileri için Championship yolu gözükmüş gibiydi ki Diomansy Kamara’nın tamamen bireysel gayretiyle 70’te gelen golü geri dönüşün fitilini ateşledi. 79’da Danny Murphy, kaçırdığı penaltının ardından dönen topu tamamlayarak beraberliği yakaladı. Ve son dakikada, Danny Murphy’nin ara pasında Diomansy Kamara, Joe Hart’ı bir kez daha mağlup etmeyi başardı ve sezonun en önemli galibiyetlerinden birini takımına armağan etti. Galibiyeti daha anlamlı kılan ise Fulham’ın rakipleri Birmingham City, Reading ve Bolton Wanderers’ın üçünün de puan kaybetmesi oldu.

Fulham’ın sondan bir önceki haftadaki rakibi, bir basamak üzerlerinde bulunan Birmingham City idi. Craven Cottage’da ilk yarısı golsüz tamamlanan karşılaşmada perde, Reading maçında olduğu gibi Brian McBride ile açılıp Erik Nevland ile kapandı ve Fulham bu galibiyetle nihayet 37. hafta sonunda averajla düşme hattının üstünde yer aldı.

Son haftada Fulham orta sıralardaki Portsmouth’a, Reading ise ligde topladığı 11 puanla kötü anlamda Premier Lig tarihine geçen Derby County’ye konuk oldu. Fulham’ın maçı tek farklı kazanması hâlinde bile Reading’in 7 averajlık farkı kapatması gerekiyordu. Fulham, 76. dakikada Jimmy Bullard’ın ortasına yükselen Danny Murphy’nin kafasından bulduğu golle 1-0 öne geçtiğinde, rakibi karşısında 3-0 önde olan Reading’e kalan sürede artık dört gol daha gerekliydi ancak bu ihtimal gerçekleşmedi. Günün sonunda Fulham, averajla Premier Lig’de kalan son takım olmayı başardı.


Roy Hodgson, oldukça sıkıntılı başlayan Fulham macerasında ilk sezonu takımını ligde tutarak tamamlamıştı ancak bu onun Fulham kariyeri için sadece bir başlangıçtı. Hodgson’ın  Fulham’ı, iki sezon sonra UEFA Avrupa Ligi finaline kadar uzanacakları bir yolculuğun henüz başındaydı. 

Leicester City (2014/15)

Premier Lig’e veda ettiği 2003/04 sezonunun ardından tam 10 yıl boyunca alt liglerde mücadele eden Leicester City, Nigel Pearson yönetiminde 2014’te yeniden Premier Lig’e yükseldi.


Ligin ilk beş haftasında Everton, Chelsea, Arsenal ve Manchester United ile karşılaşarak sert bir açılış yapmasına rağmen bu zorlu fikstürde topladığı 8 puan onlar adına sezonun geri kalanı için umut vericiydi. Bu süreçte Manchester United’a karşı 3-1 geriden gelip 5-3 kazandıkları karşılaşma ise hafızalardaki yerini hâlâ korumakta.

Ancak bu görkemli galibiyetin ardından Leicester City, ardı arkası kesilmeyen bir mağlubiyet serisinin içine girdi. Noel’e ligin dibinde giren takım, 26 Aralık’taki Hull galibiyetine kadar oynadığı 13 maçta; 11 mağlubiyet, 2 beraberlik almıştı. Yeni yılın başında Anfield’dan çıkarılan 1 puan ve iç sahadaki Aston Villa galibiyeti takıma biraz nefes aldırsa da sonraki 8 maçta 6 mağlubiyet almaktan kurtulamadılar. 

Tottenham karşısındaki yenilgi ile 30. haftayı 17. sıradaki Sunderland’in 7 puan gerisinde 20. sırada kapadılar. Kulüp yönetimi, kötü giden sonuçlara rağmen teknik direktör Nigel Pearson’ın arkasında durmuştu. 

Leicester City ve Pearson’ın yolları ilk kez 2008’de kesişmişti. O sene League One’a düşen Leicester, aynı yaz Pearson’ı takımın başına getirmişti. İngiliz teknik adam yönetiminde, sonraki sezon yeniden Championship’e dönmeyi başaran takım, 2009/2010 sezonunda Premier Lig’e yükselme fırsatını play-off’larda kaçırmıştı. Sezon sonunda ise kulüp yönetimi ile Pearson arasındaki anlaşmazlıklar sonucu yollar ayrılmıştı. 

Bir yıl sonra 2011’de, kulübün yeni sahibi Taylandlı milyarder Vichai Raksriaksorn ile olumlu geçen görüşmelerin ardından yeniden Leicester’a dönen Pearson, 2014’te takımının Premier Lig’e yükselmesini sağladı. Şimdi ise Pearson’un yeni zorlu görevi, kalan 8 haftada takımı ligde tutmaktı. 


31. haftada, King Power’da oynadıkları West Ham maçı onlar için belki de kırılma maçıydı. İyi başladıkları maçta Cambiasso’nun 12. dakikada uzaktan yaptığı vuruşla öne geçtiler. Golün hemen sonrasında kazandıkları penaltı vuruşundan yararlanamadılar ve ilk yarı bitmeden West Ham’ın beraberlik golü geldi. Bu gol maçı biraz zora soksa da ikinci yarıdaki baskı, meyvesini 86. dakikada verdi. Ceza sahasındaki karambolde Jaime Vardy’nin vuruşunu tamamlayan Andy King, Leicester’a adeta hayat verdi. 

Bu maçtan bir hafta sonra çıktıkları West Bromwich deplasmanında galibiyet golünü bu kez Jamie Vardy ile 90. dakikada buldular. Artık 17. sıra ile aralarında yalnızca 3 puan fark kalmıştı. Üst üste gelen Swansea ve Burnley galibiyetleriyle aylar sonra düşme hattının üzerine çıktılar. Arada Mourinho’nun Chelsea’sine kaybetseler de rakiplerinin de puan kaybetmesi onlara yardımcı oldu.

36. haftaya girilirken Leicester’ın da aralarında bulunduğu üç takım 34’er puanla 16, 17 ve 18. olarak sıralanmıştı. Son iki sıradaki Queens Park Rangers ve Burnley artık lige havlu atmıştı.

36. haftada King Power’da rakip, Ronald Koeman’ın çalıştırdığı ve Avrupa kupalarına katılma mücadelesi veren Southampton’dı ancak Leicester havaya girmişti bir kere. Riyad Mahrez’in ilk yarıda attığı iki golle işi bitiren Leicester, sonraki hafta oynayacağı kritik Sunderland deplasmanını düşünmeye başlamıştı.

Sondan bir önceki haftada Stadium of Light’ta karşılaşacak olan Sunderland ve Leicester haftaya aynı puanda giriyordu. Üç puan arkalarında, 18. sırada bulunan Hull City ise Tottenham ile karşılaşacaktı. White Hart Lane’deki maçı Tottenham’ın kazanması durumunda Sunderland ve Leicester, berabere kalmaları hâlinde ligde tutunacaklardı.


Pozisyon açısından kısır geçen maçta Schmeichel, Sunderland’in bulduğu birkaç pozisyonda da kalesini gole kapatınca golsüz eşitlik bozulmadı ve maç başladığı gibi 0-0 berabere bitti. White Hart Lane’den gelen, Tottenham’ın maçı kazandığı haberi ile Leicesterlı oyuncular, sahada hep beraber ligde kalmalarını kutladılar. Bir yıl sonra aynı zamanlarda ise bu kez çok daha büyük bir mutluluk yaşayacak ve Premier Lig şampiyonluğunu kutlayacaklardı.

Berk Koz

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kapa Çeneni Ramsdale

Gerçek Pierre'i Tanımak İster Misiniz?